• DOLAR
    5,7449
    %-0,08
  • EURO
    6,3531
    %0,19
  • ALTIN
    270,97
    %-0,34
  • BIST
    105.380
    %1,54
Yusuf Metin’in Yazısı: “Anayasa Mahkemesi Etkin Bir İç Hukuk Yolu Olmaktan Çıkmıştır”

Yusuf Metin’in Yazısı: “Anayasa Mahkemesi Etkin Bir İç Hukuk Yolu Olmaktan Çıkmıştır”

ANAYASA MAHKEMESİ ETKİN BİR İÇ HUKUK YOLU OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR

AİHM önceye dayalı iyi ilişkiler kurduğu Anayasa Mahkemesi’ne güveniyor ve TC vatandaşlarının yapacakları bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesini (AYM) “tüketilmesi gereken iç hukuk yollarından biri” olarak görüyor(1). Ancak BM İnsan Hakları Komitesi (BM-İHK) 28.05.2019 tarih ve 2980-2017 sayılı İsmet Özçelik-Turgay Karaman/Türkiye kararı ile Anayasa Mahkemesi’nin etkin bir iç hukuk yolu olmadığına karar verdi. Bu kararın AİHM üzerinde de etkili olacağı tartışmasızdır.

Aşağıda AYM’nin etkin bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığına ilişkin gerekçelere ve delillere yer verilmiştir. Bu bilgiler ışığında AYM başvurusunun sonucu beklenmeden AİHM veya BM-İHK başvurusu yapılabilir.

1-Üyeleri TBMM ve ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanınca seçilen Anayasa Mahkemesi ve genel olarak tüm yargı birimleri yürütmenin ve siyasi iktidarın baskısı altında faaliyet yürütmektedir. Bu konudaki örneklerden bazıları şöyledir:

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 05.04.2014 tarihinde AYM’nin Twitter kararı üzerine “AYM’nin vermiş olduğu karara tabii uymak durumundayız. Ama saygı duymak zorunda değilim. Ve bu karara saygı da duymuyorum.” demiştir(2).

– Cumhurbaşkanı Erdoğan 28.02.2016’da AYM’nin gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül kararına karşı: “AYM kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum. (Tahliye)Kararı veren mahkeme bu karara direnebilirdi. O zaman AYM’nin kararı boşa çıkacaktı.” demiştir(3).

– Anayasa Komisyonu Başkanı AKP milletvekili Anayasa Profesörü Burhan Kuzu 01.12.2014 tarihinde, yüzde 10’luk seçim barajına ilişkin AYM’ye yapılan bireysel başvurunun kabulü halinde, Anayasa Mahkemesini kaldıracaklarını şu sözlerle dile getirmiştir: “Böyle bir karar verilirse de yok hükmünde sayarız, bu karar uygulanmaz. Bu AYM’yi ’kalsın mı gitsin mi’ noktasına getirir. Bu kadar net ve bu kadar sert konuşuyorum. Dolayısıyla inşallah böyle bir yanlışa imza atmazlar.(4)”

2- AYM’ye yönelik siyasi baskıların sonuç verdiği ve alt derece mahkemelerin AYM kararına uymadıkları görülmüştür. Toplam 6 ilk derece mahkemesi kararı ile AYM kararlarının yerine getirilmeyeceği açıkça ilan edilmiştir. Örneğin; AYM, 11 Ocak 2018 tarihinde gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın yaptığı haksız tutuklama ve ifade özgürlüğüne dair başvurularda ihlal kararı vermiştir. Ancak ilk derece mahkemeleri bu karara uymamış ve tutuklu gazetecilerin tahliye talepleri birçok kez reddedilmiştir. Bu durum Avrupa Konseyi’nin 2018 ve 2019 Türkiye İlerleme Raporlarında da eleştiri konusu yapılmıştır. Oysa AYM kararları kesin olup, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar(AY m.153/1,6). AYM kararları ilk derece mahkemelerince yerine getirilmeyerek, bir taraftan AYM kararlarının bağlayıcılığı ortadan kaldırılmış, diğer taraftan da bireysel başvuru yolu etkisiz bir iç hukuk yoluna dönüştürülmüştür. Kararları bağlayıcı olmayan, Anayasaya rağmen uygulanmayan ve devam eden ihlale son verme etkisi bulunmayan bir ulusal yargı organı etkisizdir.

3- (SCH kararlarına karşı başvurularda) Sulh Ceza Hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıkları yönündeki talepler AYM Genel Kurulu tarafından açıkça dayanaktan yoksun bulunarak birçok kez reddedilmiştir. (bkz. 8.4.2015 tarihli Hikmet Kopar ve diğerleri kararı; 14.01.2015 tarihli 2014/164 E – 2015/12 K sayılı kararı; 17.5.2016 tarih ve 2015/7231 Nolu Mehmet Baransu kararı, özellikle Karşıoy Gerekçesi, prg. 22-39; 13.03.2017 tarihli Venice Commission, “Turkey – Opinion on criminal peace judgeships”). Sulh Ceza Hakimlikleri, Venedik Komisyonu Raporu ve AK İlerleme Raporları başta olmak üzere pek çok uluslararası raporda eleştirilmesine rağmen AYM bu eleştirileri görmezden gelmiştir. Kısaca, AYM’nin bu konudaki içtihadı yerleşik olup, bu yolun tüketilmesi gerekmez (Pressos Compania Naviera SA v. Belgium, § 27).

4- (KHK’lara yönelik başvurularda) AYM, OHAL döneminde çıkarılan 2 KHK’nın iptaline yönelik ana muhalefet partisi CHP tarafından yapılan başvuruyu reddederek; OHAL KHK’larını denetleme yetkisine sahip olmadığına karar vermiştir(5). Bu karar AYM’nin KHK’ya dayanan hak ihlallerinde etkili bir yol olmadığını göstermektedir.

5- AYM Genel Kurulu, 20.06.2017 tarihinde verdiği Aydın Yavuz ve diğerleri başvurusuna dair kararda (No: 2016/22169), tutukluluğa itirazları “usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesiyle (§ 82) basmakalıp gerekçelerle reddeden (§ 83), adli kontrole hiçbir şekilde değinmeyen, şablon ve iç hukuka açıkça aykırı gerekçeli tutukluluk kararlarını (§ 86,92) AİHS’nin 5/3 ve 5/4 hükümlerine uygun bulmuş ve başvuruları reddetmiştir (§ 299). Bu kararlar AYM’nin etkisiz bir başvuru yoluna dönüştüğünü göstermektedir. (Benzer AYM kararları için bkz. 17.5.2016 tarih ve 2015/7231 Nolu Mehmet Baransu kararı, Fevzi Umucu kararı).

6- AYM resmi internet sitesinde, Gülen Hareketi mensupları ile ilgili davalar kastedilerek “PDY ile ilgili müdahaleler bağlamında yapılacak başvurularda kullanılacaktır” notu ile çeşitli karar şablonları yayınlanmıştır(6). Buna göre AYM’nin Gülen Hareketi mensupları hakkındaki davalarda ne tür bir karar verileceği önceden bir tarifeye bağlanmış, ihsas-ı reyde bulunulmuştur. AYM’nin söz konusu davalarda verdiği şablon kararlar bu iddiaları doğrulayıcı niteliktedir.

7- AYM’nin etkin bir başvuru yolu olmadığına ilişkin gerekçelerden birisi de AYM’nin, AYM üyeleri Alparslan Altan ve Erdal Tercan’ın üyelikten çıkarılmasına ilişkin 04.08.2016 tarihli kararıdır. AİHM’in hak ihlali bulduğu 16 Nisan 2019 tarihli Alparslan Altan/Türkiye kararından da anlaşılacağı üzere 15.07.2016 tarihli darbe girişiminden sonra, iki AYM üyesi darbe ile ilişkilerine dair hiçbir delil ortaya konmadan hukuka aykırı şekilde yetkisiz bir savcılık kararıyla gözaltına alınmış, yetkisiz bir hâkimlik tarafından da tutuklanmıştır. 04.08.2016 tarihinde de çekişmeli yargılama gibi minimum güvencelerin hiçbirine uyulmadan, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca AYM üyeliğinden çıkarılmıştır. İki üye hakkında AYM’nin verdiği 04.08.2016 tarihli ihraç kararının gerekçesinde hiçbir somut delil gösterilmemiş, “sosyal çevre bilgisi ve AYM Üyelerinin zaman içinde oluşan ortak kanaatleri”  şeklinde diğer üyelerin sübjektif kanaatlerine dayalı olarak, keyfi şekilde ihraç kararı verilmiştir. AYM’nin iki üyesinin görev süreleri dolmadan üyelikten çıkarılması bu mahkemeye bağımsızlığını kaybettirmiştir (Campbell and Fell v. The U.K., § 80).

8- Anayasanın 139. maddesi hâkimlik teminatı ve bağımsızlığını güvence altına almıştır. Ancak 23 Temmuz 2016 tarih ve 667 sayılı OHAL KHK’sının 3. maddesi ile hiçbir ön soruşturma yürütülmeden, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri dâhil tüm hâkim ve savcıların savunmaları alınmadan, tek taraflı bir kararla meslekten ihraç edilebilecekleri öngörülmüştür. 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile Anayasada öngörülen tüm hâkimlik güvenceleri ortadan kaldırılmış, 4500’den fazla yargı mensubu adil bir yargılama süreci işletilmeden meslekten ihraç edilmiştir. Oysa “Judges can be suspended or removed only on serious grounds of misconduct or incompetence after fair proceedings” (@UNHumanRights – 27/7/16 – 09.00). 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi Türkiye’de yargının bir bütün olarak bağımsızlığını kaybetmesine neden olmuştur. AYM dâhil hiçbir mahkeme bağımsız değildir.

9- 04.08.2016 tarihinde keyfi olarak üyelikten çıkarılan iki üyenin yerine, iktidar yanlısı olduğu iddia olunan iki yeni üye atanmıştır. Yine sonraki tarihlerde boşalan iki AYM üyeliği için Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tarafsızlığı açıkça şüpheli olan isimlerin AYM üyesi olarak seçilmiş olmaları AYM’nin tarafsızlık görüntüsüne büyük darbe vurmuştur. Bahsi geçen atamalar şöyledir:

– 25.01.2019 tarihli atamada; öncesinde AKP teşkilatlarında çeşitli görevlerde bulunan ve 26. dönem AKP İstanbul Milletvekili olan, en son Adalet Bakanı Yardımcısı olarak yürütmeye bağlı görev icra eden Yıldız Seferinoğlu AYM üyesi olarak atanmıştır(7).

– 06.07.2019 tarihli atamada ise; öncesinde sırasıyla OHAL Komisyonu Başkanlığı, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı ve en son Adalet Bakanı Yardımcısı olarak yürütmeye bağlı görevler icra eden Selahattin Menteş atanmıştır(8).

10- 23.09.2012 – 30.06.2019 tarihli istatistiklere göre Anayasa Mahkemesinde halen 46.629 başvuru derdesttir. Yıllara göre derdest sayıları 2013-9, 2014-98, 2015-357; 2016-1415; 2017-4083; 2018-19940; 2019-20727’dir. İş yükünün fazlalığı nedeniyle makul sürede karar verilmemektedir. Devam eden başvuruların sonuçlandırılmasının en az 3 yıl sürebileceği göz önünde alındığında bu başvuru yolunun etkili bir yol olmadığı ortaya çıkmaktadır.

11- BM İnsan Hakları Komitesi’nin 28.05.2019 tarih 2980-2017 sayılı İsmet Özçelik-Turgay Karaman/Türkiye kararında AYM etkin bir iç hukuk yolu olarak görülmemiş, Komite, başvuranların AYM yolunu tüketmeden yaptıkları başvuruyu kabul etmiştir. Peki BM-İHK bu sonuca varırken hangi gerekçelere dayanmıştır?

BM-İHK, başvuranların AYM’nin OHAL KHK’larını denetleme yetkisine sahip olmadığına karar vermesini (yukarıda no:4) ve AYM’nin iş yükü nedeniyle sürecin makul olmayan şekilde uzayacağına (yukarıda no:10) ilişkin görüşlerini not ettiğini belirtmiştir. AYM’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay ile ilgili kararının ilk derece mahkemelerince uygulanmaması da (yukarıda no:2) BM-İHK kararının gerekçeleri arasında yer almaktadır.

Bunlara ilaveten başvuranların Anayasa Mahkemesine itirazda bulunmak için etkili yasal temsil ve yardımlara güvenemeyecekleri de bu kararın gerekçelerinden birisidir. Somut dosyaya özel bu gerekçenin dayanakları kararda özetle şöyle belirtilmektedir: “Başvuranların avukat bulmakta zorlandıkları, avukatların korkudan başvuranları temsil etmekten çekindikleri, Özçelik’in avukatının tutuklandığı, baroca atanan avukatın savunma yerine işlemediği suçları itiraf etmeye ikna etmeye çalıştığı.” Türkiye’nin, başvuranların etkili yasal temsile erişimlerinin yetersiz kalmasının Anayasa Mahkemesi’ne başvurmalarını önlemesine dair iddialarını reddeden herhangi bir bilgi sağlamadığı da Komite kararında belirtilmektedir.

Buna göre, AYM’nin etkin bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığına ilişkin yukarıda belirtilen gerekçelerden bir kısmı Komite kararında aynen vardır ve bunlar söz konusu karar için yeterli görülmüştür. Bu gerekçe ve delillerin, “etkili yasal temsile erişim sağlanamaması” gibi dosyaya özel nedenler de eklenerek AYM başvuru sonucu beklenmeden AİHM veya BM-İHK başvurusu yapılmasında yeterli olacağı söylenebilir.

Sonuç olarak; AYM, AİHS ve MSHS’de koruma altına alınan haklar açısından etkili bir başvuru yolu olmaktan çıkmıştır ve bağımsız ve tarafsız bir mahkeme görünümünde değildir. Bu nedenlerle AYM kararı beklenmeden AİHM’e veya BM-İHK’ye başvurulabilir. BM İnsan Hakları Komitesi AYM’yi etkin bir başvuru yolu olarak görmemiş ise de, AİHM’in henüz bu yönde bir kararı yoktur. AYM’ye başvuruda süre sınırı söz konusu olduğundan hak kaybını önlemek için önce AYM’ye başvurulması, sonucu beklenmeden yukarıda belirtilen gerekçe ve belgelerle birlikte AİHM’e veya BM-İHK’ye başvurulması tavsiye olunabilir.

DİPNOTLAR:

1- AYM ve siyasi iktidar bunun farkında olarak bugüne kadar AİHM’in AYM’ye bakışını zedelememek için titiz davrandılar ve Avrupa’nın önem verdiği ve takip ettiği bazı davalarda AİHM’i memnun edecek karar ve işlemlere imza attılar; Can Dündar ve Deniz Yücel kararları bunun tipik örnekleridir. Ancak AYM’nin bu davalarda özgürlükçü bir tavır takınırken, siyasi iktidarın muhalif gördüğü kesimlere karşı özgürlükleri kısıtlayan ve OHAL uygulamalarıyla başlayan insan hakları ihlallerinin devamına onay veren kararlara imza attığı görülmektedir.

2- http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26157079.asp

3- Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül “MİT TIR’ları” ile ilgili haberleri nedeniyle 26 Kasım 2015’te tutuklanmışlardı. Anayasa Mahkemesi’nin 25 Şubat 2016’da (B.No:2015/18567) kişi hürriyeti yanı sıra ifade özgürlüğüne aykırılık nedeniyle ihlal kararı vermesiyle birlikte Dündar ve Gül 26 Şubat’ta İstanbul 14. ACM kararıyla tahliye edilmişlerdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alt mahkemeye yönelik ifadeleri “direnme çağrısı” olarak algılanmış ve Anayasa’ya aykırılık bakımından tartışma konusu olmuştu. https://www.amerikaninsesi.com/a/erdogana-anayasaya-itiaatsizlik-mesaji-mi-verdi/3213263.html

4- http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27688258.asp

5- http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/siyaset/626320/AYM_den__OHAL__reddinin_gerekcesi__Yetkimiz_yok.html

6- http://www.diken.com.tr/tarife-usuluyle-karar-iddiasinin-ardindan-aymnin-internet-sitesi-erisime-kapatidi/

7- https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/son-dakika-erdogan-aym-uyeligine-seferinoglunu-atadi-3259099/

https://www.evrensel.net/haber/374093/erdoganin-aym-uyeligine-atadigi-yildiz-seferinoglu-yemin-etti

8- https://odatv.com/aymye-nurettin-yildiza-yakin-isim-mi-atandi-06071905.html

 

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Anayasa Mahkemesi AYM

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM
  • YENİ
  • ÇOK OKUNAN