• DOLAR
    5,8147
    %0,44
  • EURO
    6,4658
    %0,25
  • ALTIN
    276,07
    %0,90
  • BIST
    7,7627
    %1,70
Kemal KARANFİL
Kemal  KARANFİL
kemalkaranfil@khkliplatformu.org
Kemal Karanfil Yazdı: “Yargıtay 16.Ceza Dairesinin Kararı Ne Anlama Geliyor?”
  • 1
  • 1105
  • 19 Kasım 2019 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
    Loading...
  • +
  • -

YARGITAY 16.CEZA DAİRESİNİN ÇOK ÖNEMLİ 09.07.2019 TARİH VE 2019-2233 Esas-2019-4810 SAYILI KARARI  NE ANLAMA GELİYOR.?

13/11/2019 tarihinde @cesuradalet twitter hesabımdan paylaştığım Yargıtay 16. Ceza Dairesinin tarih ve numaraları yukarıda yazılı  kararında özetle;

  • Fetö örgütünün nihai amacı devletin anayasal rejimini cebir ve şiddet Kullanarak değiştirmektir. Bir kişinin silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkum edilebilmesi için (15 Temmuz) Örgütün darbe yapmak olan nihai amacını, bildiği somut deliller ile kanıtlanmalıdır. Bu amacı bildiği %100 kanıtlanamıyorsa kişiye S.T.Ö üyeliği veya yardımdan ceza verilemez.

2-Örgüte üye olma suçu için, kişinin suç işlemek amacıyla bu örgüt hiyerarşisine girmesi gerekir.

Sadece sempati, veya örgüt liderinin kitaplarını bulundurmak, ideolojisini,değerlerini benimsemek suç oluşturmaz.

3-Bir yapının, başta hukuka uygun olarak kabul edildiği bir dönemde, insani veya dini saiklerle kişilerin yaptıkları; burs verme, okul açmak, dini sohbet, kurban bağışı gibi faaliyetler Suç değildir. Suçun manevi unsuruna atıf yapılarak, bir kişinin bir topluluğa, bir örgüte “Suç işleme saikiyle” girmesi, örgütün suç örgütü olduğunu bilmesi ve FETO-PDY örneğinde de, bu örgütün nihai amacının cebir ve şiddet kullanarak devlet yönetimini ele geçirme amacının olduğunu ( 15 Temmuz darbe girişimi ) mutlaka bilmesi ( BİLDİĞİNİN DE %100 KANITLANMASI )gerektiği  ifade edilmiştir.

Aslında bu karardaki suçun manevi unsuruna yönelik 16. Ceza Dairesinin yaptığı vurgu, Yargıtay’ ın 100 yılı aşan içtihatları ve hukukun gereği, olması gereken bir karar. Ve bu kararın gereği yapılsa, 15 Temmuz öncesi ve sonrası yaşanan onlarca hukuksuz işlemler, kayyım atamalar, göz altı ve tutuklamalar, mahkumiyetler, cezaevlerinde ve Ege’de, Meriç nehrinde yüzlerce  ölüm ve boğulma vakası olmayacaktı.

Siyasi davalarda Yargıya güven bugün %10 larda olmasının maalesef ana nedeni, yargı mensuplarının, TCK md.21 de yer alan Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir” hükmünün göz ardı edilmesidir. Daha basit bir tanımla insanları, hiç niyet etmedikleri, hayallerinden dahi geçirmedikleri, amaçlamadıkları bir olaydan-sonuçtan( darbe ) dolayı sorumlu tutmaktır.

Hem Yargıtay 16 ceza Dairesi, hem de yerel mahkemeler, İstinaf ceza daireleri, ne yazık ki her hakimin ve hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencisinin bildiği, BİR SUÇUN OLMAZSA OLMAZI  OLAN SUÇUN MANEVİ UNSURUNU göz ardı ettiler. Bizzat Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 09.07.2019 tarih ve 2019-2233 esas-2019-4810 sayılı kararında vurgu yaptığı çok önemli ilkelerle çelişen binlerce kararın altına imza attı. Hatta bu kararı verdiği 09.07.2019 tarihinden sonra da bu karara aykırı yüzlerce karara imza atmıştır, ve imza atmaya devam etmektedir. Örneğin yasalarımızda ve hiçbir ceza kanununda suç olmadığı halde,  sadece whatsApp benzeri bir program olan Bylock kullandığı veya dini sohbet yaptığı, zekat-sadaka verdi diye ( bunu himmet diye tanımlayıp) binlerce insana verilen mahkumiyet kararını onamaya devam etmektedir. Adeta içtihat yoluyla yeni ceza kanunları ihdas ederek, “ Kanunsuz suç ve ceza olmaz, ceza hukukunda kıyas olamaz” TCK md.2, AY md.38 hükümlerini çiğnemişlerdir.

YARGITAY 16.CEZA DAİRESİ MAALESEF  ERGENEKONA FARKLI, CEMAATE VE GÜNCEL SİYASİ DAVALARA FARKLI  HUKUK UYGULADI

Terör davalarına bakan Yargıtay 16.ceza Dairesi, 21.4.2016 TARİH 2015-4672 ESAS-2016-2330 karar sayılı ergenekon bozma kararında AİHM i bile kıskandıracak bir karar vererek, hukukun evrensel ilkelerine, adil yargılama hakkına, delillerin mutlaka yasal olması gerektiğine, MİT in delil toplama yetkisi olmadığına vurgu yapmıştır.

Örneğin;

“Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar, gerçekleştirildiğinin GÖRÜNTÜ olarak sağlanması da önemlidir. Hâkim, önyargısız olmalıdır. Objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır.

Somut olayda – E.B.K.’da –  davaların soruşturmasında görev alan ve aynı kişilerden oluşan kolluk personeli grubunun, Türkiye’nin birçok ilindeki operasyonlarda görev yapması, tüm dijital verilerin bu kişiler tarafından incelenerek tutanağa bağlanması, CUMHURİYET SAVCILARININ CMK 122 NCİ MADDESİNE AYKIRI OLARAK DÜZENLENEN BU TUTANAKLARA KUŞKU İLE YAKLAŞMADAN VE SORGULAMADAN İTİBAR EDEREK, koruma tedbirlerine ilişkin kararlara, – gözaltı, arama, tutuklama vs. – iddianame ve mütalaaya konu etmesi, YARGILAMAYI YAPAN YARGIÇLARIN DA, ısrarla yukarıda belirtildiği üzere, yasaya aykırı olarak elde edilen kanıtlara göz yumması, hâkimlerin tarafsızlığı konusunda aklı şüphe oluşturacağının gözetilmemesi,[1]

Oysa E.B.K. sayfa 18’de; tüm deliller gibi, iletişimin tespiti neticesi elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların delil olarak kullanılabilmesi için CMK md. 206-2-a ve CMK md. 217/2 gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiği, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi md. 12, AİHS md 8, Anayasa md. 22’de “Kişisel yazışma ve özel hayatın koruma altına alındığı, haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı, telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir, kesin bir kanuna dayanmalıdır. Yürütmeye verilen yasal takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, mutlaka sınırları belirtilmiş olmalı ve bir mahkeme kararına dayanması gerektiği (sayfa 15, 16), başka suretle delil elde etmenin imkânsız olması ve bunun kolluk tarafından hâkime delillendirilerek sunulması gerektiği, hâkim karar vermeden önce bu şartları sağlayan somut olan-bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir.

E.B.K. Sayfa 18’ de; “Soruşturma makamları CMK md. 135/6-8’in getirdiği imkânı kullanıp kolaycı bir yaklaşım içine girerek, suça iştirak şekillerini, varlığı TCK md. 220’de sıkı koşullara bağlanmış olan örgüt kurma suçu olarak göstermekten, şüphelilerin sorgusu sırasında dinleme tutanaklarını kullanarak ikrar elde etme yoluna gitmekten ve edemediği durumlarda tutanakları kendine göre yorumlayarak yeterli ve kuvvetli şüphe elde etmeye çalışmaktan kaçınmalıdır.”

E.B.K. Sayfa 19’ da;

“İletişimin tespiti-dinlenebilmesi için,

  • Somut delillere dayalı şüphe, (6526 ile değişik CMK 135-1)
  • Şüphe sebepleri kanuna aykırı elde edilmemiş olmalı,
  • CMK md. 217 gerekçesinde hukuka aykırı delil olarak sayılan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar olamayacak
  • Başka suretle delil elde edilememiş olmalı,
  • Hâkim, soruşturma makamından, delil elde etme hususundaki hangi çabaların sonuçsuz kaldığını talep etmelidir.”

E.B.K. Sayfa 21’de; “Ceza Muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde, kesin biçimde belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılacak yegâne araçlar, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerdir…”[2]

E.B.K.Sayfa 22’ de; “CMK md.217/2’de belirtildiği şekilde tüm deliller, kanunda gösterilen yönteme uygun olarak (CMK md.134, 135 vs.) elde edilmelidir.”

E.B.K. Sayfa 23-24’ de; “Ceza Genel Kurulunun 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.11.2008 tarih ve 2008/3 sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını, önemli-önemsiz şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli olamadığı…“Yargılama bir bütün olarak adil yapılmış sayılmasa dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının (elektronik – dijital delillerin) delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmez.”

  1. Hatta Yargıtay 16. Ceza Dairesi E.B.K ’da; Mahkeme kararıyla tespit edilen delilleri bile yetersiz görmüştür. Örneğin sayfa 24’de “Bir kısım sanıklar hakkında iletişim tespiti ve uzatma kararları verilmiş olup, bu karalara dayanak olan talep yazılarını düzenleyen soruşturma makamının, kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturan bilgilere ne suretle eriştiği belirlenememekte, soruşturma makamının talep yazılarında kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturabilecek herhangi bir belge ve Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği md.7/1’ göre hazırlanması gereken gerekçeli raporun bulunmadığı anlaşılmaktadır. “
  2. Yine E.B.K. sayfa 25’de; “Yasak sorgu usullerine göre tespit edilip edilemediği anlaşılamayan Tuncay GÜNEY’in mülakat beyanlarının doğruluğuna ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmadan soyut kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanılarak iletişimin tespiti kararı verilmesi yasaya uygun bulunmamıştır.”

“İletişim tespitine karar verilmeden önce başka suretle delil elde etmeye ilişkin soyut ifadeler dışında dosyada yeterli çalışmanın yapılmadığı, Her bir sanık ve somut olay için ortaya çıkan bulgulara göre bir değerlendirme yapılması gerekirken genelleme suretiyle tüm kararlarda “Ergenekon yapılanmasının  deşifre edilmesi, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütlü bir yapı içinde faaliyet gösteren şahısların suç faaliyetinin tespiti – önlenmesi, suçluların suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi ……… başka delil elde etme imkanının olmadığı “ gerekçesine dayanılarak, iletişim tespit kararı verilmesi,  yetersiz gerekçeye dayalı bu kararlar uyarınca yapılan arama işlemlerinin hükme esas alınması “

DEDİĞİ HALDE;

Değil anlattığı ve istediği şekilde mahkeme kararı, hiçbir mahkeme kararına dayanmayan, MİT’in ne şekilde elde ettiği belli olmayan,  denetlenemeyen ve MİT Kanunu[3] md. 4 de, CMK md. 206/2-a ile md. 217/2’de açıkça “ Kovuşturma safhasında kullanılamaz!” dediği halde, “MİT in savcılığa verdiği Bylock verileri yasaldır” demek suretiyle hem yasalara, hem de kendi verdiği 164 sayfalık içtihada yüzde yüz zıt bir karara imza atmıştır.

Kaldı ki E.B.K. sayfa 115, 116 ve 119 da “MİT Yazı ve raporlarının delil olamayacağını”; 16 Ceza Dairesi 21.04.2016 tarihli kararında belirtmiştir.

Şimdi, taban – tabana zıt bu şekildeki iki kararın, sadece bir içtihat değişikliği olarak yorumlanması mümkün müdür? İlla Anayasa ve yasaların korumasından, adil yargılama hakkından yararlanmak için Ergenekon Terör Örgütü şüphelisi veya sanığı mı olmak gereklidir? !

  1. E.B.K. Sayfa 27’de; “Adli ve önleme araması yapabilmek için mutlaka yazılı bir karar veya emre dayanmak zorundadır. Sonradan yazıya çevrilmiş olsa bile sözlü emir ile arama yapılması mümkün olmayıp Anayasa md. 20, 21 ile CMK md. 116’nın amir hükmü gereğidir.” “Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde bu kararının dosya içine konulması gerektiğinin gözetilmemesi, CMK md. 206/2-a, md. 230/1-b ve md. 217’ye aykırı görülmüştür.

E.B.K. Sayfa 28’de; “Cumhuriyet savcısı, ancak yetkili olduğu yargı çevresinde bulunan bir mahal için arama kararı verebilir.”[4]  “Dairemizce de benimsenin Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 10.07.2014 gün ve 2014/4166 E. – 2014/5354 K. sayılı kararında belirtildiği üzere – Soruşturmanın yapıldığı yer sulh ceza mahkemesinin yetkili olduğu, yargı çevresi dışındaki mahallerde kural olarak arama kararı verilemeyeceğini – kabul etmek gerekir.”

E.B.K. Sayfa 30’da; “Aramanın yapıldığı her bölümde, ilgili veya müdafiinin hazır bulunma, aramanın kendi gözetiminde yapılmasını isteme hakkı vardır.”

E.B.K. Sayfa 31’ de, Önleme aramasında, “Suç şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren yapılacak durdurma ve arama adli nitelik taşıyacaktır. Suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra CMK kuralları uygulanması gerektiğinden, arama kararının önceden alınmış önleme araması kararına göre değil, CMK kurallarına göre icra edilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet Savcısından yeni bir yazılı emir istenecek ve 24 saat içinde hâkimin onayına sunulmalıdır. Arama tutanağa bağlanır. Arama yapanların adı-soyadı-sicili-unvanı, el konulan eşyaya ait ayırt edici-belirleyici bilgiler yer almalıdır.” DEDİĞİ HALDE; bunların hiçbiri olmayan, 6706 s.lı yasa uyarınca Bakanlık ve Litvanya adli makamları aracı kılınmaksızın, MİT’in ne şekilde edindiği ve hazırladığı şaibeli dokümanlar,  hükme esas alınarak, Ergenekon kararındaki  içtihadıyla açıkça çelişmiştir .[5][6]

  1. Aynı şekilde Bylock kararında sadece istihbarat raporunu yeterli gören Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 21.04.2016 tarihli E.T.Ö. bozma kararında (E.B.K. sayfa 32), “Bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama yapabilmek için, akıllı telefonlar dâhil, bireyin özel hayatına ve kişisel verilerine yönelik olumsuz tesirleri göz önünde tutularak, Son çare olarak başvurulabilecek özel koşullara bağlı bir koruma tedbiri olması nedeniyle, genel adli aramadan ayrıksı ve istisnai olarak, ayrıntılı düzenlenmiş olup, bu hallerde arama kararının yalnızca hâkim tarafından verilebileceği öngörülmüştür.” demiştir.
  2. Yine E.B.K. sayfa 33’de, “Bilgisayar ve kütüklerinden imaj alma ve yedekleme, şüpheli veya vekilinin yanında gerçekleştirilmelidir … Diğer koruma tedbirlerinin aksine, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde dahi, cumhuriyet savcısı bu kararı veremez. Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hal gerekçesiyle verdiği yazılı arama kararına istinaden yapılan aramada elde edilen dijital delillerle ilgili sonradan CMK md. 134 uyarınca incelenmesi kararı verilse dahi bu kararlar savcı emri ile arama yapılan aramada elde edilen delilleri hukuka uygun hale getirmez.” “ Zira ceza muhakemesinde, ancak hukuka uygun yollarla elde edilen deliller, soruşturma ve yargılamaya konu edilebilir; aksi halde, kanunda öngörülen usullerden birine dahi uyulmaması durumunda, elde edilen delil, “kanuna aykırı delil” olacak ve herhangi bir hukuki anlam içermeyecektir.”[7]
  3. E.B.K sayfa 34 – 35’de de; “Ceza muhakemesinde deliller, kanuna uygun olmalı ve kanuna uygun yöntemlerle elde edilmelidir. Adil yargılamanın sağlanabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan bulguların delil değeri taşıyabilmesi için, şüpheli ve sanıktan elde edilen dijital verilerin, yasa ile sınırları belirlenmiş, teknik gerekliliklere uygun olarak toplanması ve sonucunda yargı makamlarına eksiksiz, bozulmamış halde sunulması gerekmektedir. Yasa koyucunun CMK md.134’ü ayrıntılı olarak düzenlemesinin amacı da budur.

Dijital verilerle harici müdahalenin teknik olarak mümkün olması, çoğu zaman kim tarafından hangi tarihte müdahale yapıldığının da belirlenmemesi nedeniyle güvenli şekilde el konulup incelenebilmesi için mahallinde imaj alındıktan sonra orijinal medyanın şüpheliye verilmesi … bunun arama yerinde yapılaması olanağının bulunmadığının objektif olarak kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, aramayı yapan kolluk birimince, dijital delillerle müdahaleyi önleyecek şekilde, seri numaraları tutanağa yazılmak suretiyle, usulüne uygun olarak zapt edilip-mühürlenmeden, şüpheli veya müdafiinin istemesi halinde nezaret etme ve denetleme imkanı sağlanarak, inceleme mahalline kadar eşlik etmesi sağlanmadan ve bu yerde (emniyette vs) şüpheli veya müdafiinin hazır bulunmasına imkan verdikten sonra, mümkün olan en kısa sürede mühür açılıp, dijital medyanın derhal bir imajının alınıp ilgilisine bir kopya ve orijinal medya verilmeden, yine sanık ve müdafiinin mühür açma işlemi sırasında hazır bulunmasının mümkün olmadığı hallerde, mühür açma işleminin arama ve el koyma kararını veren hakimin huzurunda yapılarak, imaj alma işleminin bu sırada yapılması yoluna gidilmeden inceleme yapılması halinde arama ve el koyma işleminin yasaya ve hukuka uygunluğundan bahsetmek mümkün olmadığı gibi, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka uygunluğu tartışılır hale gelecek ve yargılama makamınca HÜKME ESAS ALINMASI MÜMKÜN OLMAYACAKTIR.”  Demiştir.[8]

Şimdi korkunç çelişkiyi görebiliyor musunuz? E.B.K. Sayfa 35’de bilgisayar ve kütüklerinde yapılan arama ve dijital delillerin geçerli olabilmesi için aşağıdaki şartları saymış:

  • Mutlaka hâkim kararı olacak
  • Hâkim, bu son çareye neden başvurulmak istendiği, gerekçe ve delillerini, neden sair delillerin yetersiz olduğunu savcıdan sorup denetleyecek
  • Mahallinde şüpheli veya müdafii hazır olacak, olmasına fırsat tanınacak
  • Bilgisayardan olay yerinde imaj örneği alınarak, bir sureti, isteyen şüpheliye verilecek
  • Mahallinde imaj alma imkânının mümkün olmadığı objektif olarak anlaşılıyorsa, dijital delillere müdahaleyi önleyecek şekilde tüm tedbirler alınmalı ve delilin teslim edileceği yere kadar şüpheli vekili şüphelinin eşlik etmesine, denetleme ve nezaret etmesine imkân tanımalı.
  • Mümkün olan en kısa süre içinde, şüpheli veya müdafii huzurunda, emniyette mühür açılıp dijital medyanın derhal imajının alınarak ilgilisine de imajlardan bir kopya ve orijinal medya teslim edilmeli.
  • Şüpheli veya müdafiin mührün açılması ve imajın açılması esnasında hazır bulunması mümkün değilse, arama kararın veren hâkim huzurunda bu işlem yapılmalı.

“Bu 7 koşulun tümüne uyulmadı ise, elde edilen delil, yargılama makamınca kullanılamaz” diyen Yargıtay 16. Ceza Dairesi, iki hakimin yargılandığı Bylock Kararında ise MİT’in adliyeye gönderdiği verilerin tartışmasız olarak kabul edileceğini ve hükme esas alınabileceğini belirtmiştir.! [9]

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, bu çok çelişkili Bylock Kararı ile, yasaların savcı ve hakimlere, mahkemelere tanımadığı, vermediği, yasakladığı bir işlemi, MİT’ e, istihbarat organlarına tanımak, hem TCK ve CMK hükümleri ile MİT istihbarat verilerinin yargılama makamlarınca kullanılamayacağına dair MİT Kanunun md.4-6 Ek md.1, PVSK Ek 7/7 ile “Hiçbir kimse veya organ, kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz!” diyen Anayasa Md. 6/2’ye, hukuk devleti, adil yargılama ve yasak delil ile ilgili Anayasanın 2, 36, 38/7 inci maddelerini alenen ihlal etmiştir.

 

 

YASAL DELİLLER TOPLANMADAN FİŞLEME LİSTELERİ İLE İŞLEM YAPILDI.

Genel itibariyle insanlar hakkında bir suç ihbarı olmadan ve somut suç delilleri tespit edilmeden  sadece “FİŞLEME LİSTELERİ” ve soyut delilsiz ihbarlar işleme konularak yüzbinlerce insana, sabahın 5 inde evleri basılmak suretiyle terörist muamelesi yapıldı.

Bir insanın en kutsal değerlerinden olan mesken masuniyeti, hukuk tanımaz, ehliyetsiz kamu görevlilerinin emri ile  ihlal edilerek kişiler komşuları nezdinde küçük düşürüldü. Evdeki yasal, bandrollü ders kitapları, dua kitapları, müzik kasetlerine  suç delili olarak el konuldu.( Bizzat benim işyerimde bulunan Siirt’ li şarkıcı Cengiz TAN ın bandrollü, jelatini bile açılmamış müzik CD si polis ve savcı tarafından suç delili denilerek alındı. ) OHAL koşullarında onbinlerce insan çok kötü koşullarda polis nezarethanelerinde balık istifi şeklinde tutularak eziyet ve işkence edildi.

Çoğunlukla deliller toplanmadan, ( teknik ve fiziki takip vs.) göz altı yapıldığı için, göz altı sürecinde acele ile delil toplanmaya ( hatta bazıları için delil üretilmeye ) çalışıldı. Kişilere

“  5-10 isim ver, akşama evdesin, yoksa hayatın kararır, hanımını, çoluk çocuğunu da alırız!” tarzında telkinler yapıldığı medyaya yansıdı. Bunu da bizzat birçok kişiden ve meslektaşımdan duydum.

TÜRKİYE, İLERDE BU DÖNEMİ, TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN SUÇ KONUSU EDİLDİĞİ, TÜRK CEZA YASALARI YERİNE MERDİVEN ALTI KURALLAR İLE PARTİ İLKELERİNİN MAHKEMELERE DAYATILDIĞI –UYGULANDIĞI DÖNEM OLARAK HATIRLAYACAKTIR.

Önceki makalelerimde belirttiğim üzere AY md. 22 de “haberleşme hürriyeti”, 23 te “seyahat hürriyeti”, 24 te “din ve vicdan”, 25-26 da “düşünce ve kanaat,düşüncelerini yayma hürriyeti”, md.28 de “gazetecilik faaliyeti”, md.33-34 te “Dernek kurma, toplantı ve gösteri hakkı” md.52 de “sendikal faaliyetler”, teminat altına alındığı ve AY md 15 gereği savaş döneminde bile “kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” denildiği halde, ibadet saikiyle yapılan bir sohbet, zekat ve sadaka verme, eğitim faaliyeti, barışçıl bir protesto , dernek ve sendika üyeliği, yasal bir bankada hesap açma, para yatırma,  silahlı terör suçu sayıldı.

Oysa Anayasa da yer alan bu haklar, TCK md.106 ve devamı maddeleri ile koruma altına alındığı, faillerine ağır yaptırımlar getirildiği halde bu hakları kullanmak, bizzat hakim ve savcılar, devletin kolluk kuvvetleri, idarecileri tarafından suç sayıldı.

Şüphesiz tüm bu acıların yaşanmasında, görevi, evrensel hukuku ve adaleti uygulamak olan hakim ve cumhuriyet savcılarının ( özellikle AYM üyeleri ve sulh ceza hakimleri, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, savcıları ile Yargıtay 16 ceza Dairesinin) rolü çok büyük.

Hukuk ve adalete o kadar çok hasret kaldık ki, hukuka temas eden en ufak bir karar bile  ülkede gündem olup, olağanüstü bir şey yaşanmış gibi günlerce  paylaşılıp konuşuluyor . 

Sanırım hukuka bu ufacık temas bile birilerinin maskesini düşürüyor olacak ki, rahatsız olup bu kararın iptali için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı devreye sokuluyor.Fakat unuttukları bir husus var. Devlet, her şeyi kayıt altına alır. Bugün olmasa bile yarın her hukuksuzluğun hesabını faillerinden soracaktır.

Hiçbir gece sonsuza dek sürmez.En karanlık gecenin bile aydınlık bir sabahı olur. Ve hukuk dışı kararlara imza atan, kanunsuz emri uygulayan, anayasal düzeni askıya alan, ihlal edenler birgün mutlaka yargılanıp, illegal işlemlerinin hesabını  adil hakimlere vereceklerdir.

O nedenle yerel mahkemeler ve Yargıtay, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.07.2019 TARİH VE 2019-2233 Esas-2019-4810 SAYILI KARARINDA VURGU YAPILAN SUÇUN MANEVİ UNSURU İLE  ÖZELLİKLE 21.4.2016 TARİH 2015-4672 ESAS-2016-2330 KARAR SAYILI ERGENEKON BOZMA KARARINDAKİ  İLKELERE UYMALARI, AYRIMCI ADALET UYGULAMAMALARI GEREKMEKTEDİR.18.11.2019

NOT:Başka bir makalede de, Yargıtay Başsavcılığının iptal talebini konu edineceğim inşallah.

[1] Yargıtay 16. C.D. 21.04.2016 Tarih ve 2015-4672 E. 2016- 2330 K. Sayılı İlamı (Sayfa 87, 88)

[2] Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10.12.2013 tarih 2013/399 sayılı karar

[3] 2987 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu

[4] Ceza Muhakemesi Kanunu madde 161/1

[5] Bylock Kararı Sayfa 28, 34,42,  44)

[6] Bkz. Anayasa md.38/7, CMK md.206/2-a, CMK md. 217/2

[7] Özen / Özocak – Ankara Barosu Dergisi 2015-1, Yıl:73

[8] – Yargıtay 16.CD. 21.4.2017 tarih ve 2015-3 E. 2017-3 s.lı Bylock Kararı Sayfa 34-35

[9] – Bylock Kararı Sayfa 28, 42, 44

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

  1. Temel eczaneye gider abi burda tavuk var mı der eczacı manyak mısın nesin git işine burda tavuk olmaz burası eczane der temeli gonderir temel ertesi gün gene gelir ve abi burda tavuk var mi eczaci şaşırır ,sinirlenir sen manyak misin burasi eczane burda tavuk olmaz demedik mi sana der temeli gonderir temel ertesi gün gene gelir ve yine sorar abi burada tavuk var mi eczaci git isine burasi eczane der temel o zaman sende buraya yaz burada tavuk yoktur diye eczaci eczanenin camina yazar burada tavuk yoktur temel ertesi gunu gelir abi tavuk ne zaman gelecek diye soara sayin hakim bey burda ne zaman adalet oldu ki simdi adalet beklemek hukukun geri donecegine inanmak eczaneye tavuk sormak gibi bir sey

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM
  • YENİ
  • ÇOK OKUNAN
Mehmet Ayan: Haklısın
2019-12-02 22:00:47
Mustafam: Emsal karar
2019-11-28 08:36:08
2019-11-21 09:46:36